iş dünyasının bilgi ambarı
Arama
ANAYASA MAHKEMESİNİN İPTAL KARARINA GÖRE KANUNİ TEMSİLCİLERİN SORUMLULUĞU
Yazar: RÜKNETTİN KUMKALE-Y.M.M.(DÜNYA GAZETESİ)
15 / Nisan / 2015

             ANAYASA MAHKEMESİNİN İPTAL KARARINA GÖRE KANUNİ TEMSİLCİLERİN SORUMLULUĞU

Anayasa Mahkemesi’nin 03.04.2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 19.03.2015 tarih ve E: 2014/144, K: 2015/29 sayılı kararı ile 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun “Kanuni temsilcilerin sorumluluğu” başlıklı Mükerrer 35. Maddesine 5766 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile getirilen 5 ve 6. fıkralarını Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesi ile iptal etmiştir. 

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararında, bu kararın yürürlülük tarihi belirtilmemiştir. Buna göre 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun “Kanuni temsilcilerin sorumluluğu” başlıklı Mükerrer 35. Maddesine 5766 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile getirilen 5 ve 6. fıkralarının Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesi ile iptali 03.04.2015 tarihinden itibaren geçerli olacaktır.

İptal edilen hükümler aşağıya çıkartılmıştır.

-       Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.

-       Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Bu hükümlerin gerekçesinde, “Maddede yapılan ibare değişikliği ile borçludan tahsil edilemeyen dolayısıyla 6183 sayılı Kanunun Mükerrer 35 inci maddesi kapsamında takip edilmesi gereken kamu alacaklarına açıklık getirilmektedir. Madde hükmünün Kanunun 1 ve 2. maddesi kapsamına giren amme alacakları için uygulanacağı hususu metinde belirtilerek, özellikle 213 sayılı Vergi Usu Kanunu kapsamına giren amme alacakları ile ilgili olarak oluşan tereddütler giderilmektedir. Maddede yapılan bir diğer düzenleme ile amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olması halinde bu şahısların, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacakları belirtilmekte ve bu sorumluluk uygulamasının 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına amme alacaklarının düzenlendikleri kanunlardaki kanuni ödeme sürelerinde veya 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na göre verilen özel ödeme süreleri içinde farklı şahısların kanuni temsilci veya teşekkülü idare eden olması halini de kapsadığı ifade edilmektedir” denilmektedir.

Anayasa Mahkemesine yapılan iptal isteminde bu hükümlerin Anayasa’nın 2. maddesine (MADDE 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.)  aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Anayasa Mahkemesi’nin kararında, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun “Kanuni temsilcilerin sorumluluğu” başlıklı Mükerrer 35. Maddesinin 5. fıkrasının iptali gerekçesinde “Kanun koyucu, amme alacağını güvenceye almak bakımından sorumluluğun yaygınlaştırılması yoluna gidebileceği gibi müteselsil sorumluluk da öngörebilir. Ancak amme alacağının doğduğu veya ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilcilerin farklı kişiler olabileceği gerçeği göz önüne alındığında, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında, bireyin bu şekilde belirsiz ve  güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucunda oluşacak sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyet ile bağdaşmaz. Dolayısıyla itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. Maddesine aykırıdır. İptali gerekir” ifadelerini kullanmıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin kararında, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun “Kanuni temsilcilerin sorumluluğu” başlıklı Mükerrer 35. Maddesinin 6. fıkrasının iptali gerekçesinde ise, “ Hukuk devletinde kanunlarla kişilerin ekonomik, sosyal ve hukuki yaşam alanlarına yöneltilen müdahaleler öngörülebilmeli ve geleceğe dönük planlar buna göre yapılabilmelidir. belirlilik ilkesi, vergi ve diğer kamu alacakları açısından miktar, tarh ve tahsil zamanı ile biçimi gibi vergi ve diğer alacakların esas unsurlarının önceden belli ve kesin olmasını gerektirir.

213 sayılı Kanun’un 10. maddesinde, kanuni temsilciler için kabul edilen sorumluluk, kusura dayalı sorumluluktur. Buna göre 213 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca kanuni temsilcilerin sorumlu tutulabilmesi için vergilendirme ödevlerini yerine getirmemiş olması gerekmektedir. İtiraz konusu kuraldan kaynaklanan sorumluluk ise kusursuz sorumluluk esasına dayanmakta olup kamu alacağının borçlu şirketten tahsil edilmesinde kanuni temsilcilerin kusuru bulunmasa dahi sorumlu tutulmasına neden olmaktadır.

213 sayılı Kanun’un 10. maddesinde, kanuni temsilcilerin sorumluluklarına ilişkin hükümlerin düzenlenmiş olması, bu kanun kapsamındaki amme alacaklarının takibinin itiraz konusu kurala göre yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Dolayısıyla itiraz konusu kural nedeniyle, 213 sayılı Kanun kapsamına giren amme alacakları da dahil olmak üzere tüm amme alacakları için takip yapılması mümkündür. Bu durumda her iki kanunun aynı maddi olaya uygulanabilmesi nedeniyle, iki ayrı kanuni düzenlemeden hangisinin uygulanacağı konusunda belirsizlik oluşmaktadır. Dolayısıyla itiraz konusu kural, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir”

ifadeleri kullanılmaktadır.

Yukarıda belirttiğimiz Anayasa Mahkemesi kararının gerekçeleri ışığında 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun “Kanuni temsilcilerin sorumluluğu” başlıklı Mükerrer 35. Maddesinin 5 ve 6. fıkraları Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

Konuyu Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen olay ile şu şekilde açıklayabiliriz,

-       Şirket yöneticisi 30.12.2011 tarihinde hisselerini devir etmiş ve ortaklıktan ayrılmıştır.

-       Aynı yöneticinin müdürlük görevinden ayrıldığı ile ilgili alınan karar 30.12.2011 tarihinde ticaret sicilinde tescil edilerek, 11.01.2012 tarihinde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilân edilmiştir.

-       Şirket tarafından 24.01.2012 tarihine kadar verilmesi gereken Katma Değer Vergisi Beyannamesi süresinde bağlı bulunulan Vergi Dairesine verilmiştir. Ancak bu beyanname ile tahakkuk eden vergi 26.01.2012 tarihine kadar ödenmesi gerektiği halde ödenmemiştir.

-       Vergi Dairesi söz konusu ödenmeyen vergi ile ilgili olarak 29.05.2012 tarihinde ödeme emrini ilgili şirkete tebliğ etmiştir. Ancak vergi, ilgili şirket tarafından ödenmemiştir.

-       Bunun üzerine Vergi Dairesi tarafından şirket ile ilgili yapılan mal varlığı araştırması sonucunda şirkete ait hiçbir değere ulaşılamamıştır.

-       Bunun üzerine Vergi Dairesi tarafından 6183 sayılı Kanunun Mükerrer 35. maddesine 5766 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrası “ Vergi alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, vergi alacağının ödenmesinden müteselsil sorumlu tutulacağı” hükmü esas alınarak söz konusu verginin doğduğu tarihte şirketin kanuni temsilcisi olan şahıs adına kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen ödeme emirleri 03.07.2012 tarihinde bu şahsa tebliğ edilmiştir.

-       Ancak, verginin doğduğu tarihte şirketin kanuni temsilcisi olan şahıs tarafından söz konusu vergi ödenmemiştir.

-       Bunun üzerine Vergi Dairesi tarafından tanzim edilen 31.08.2012 tarihli haciz bildirisi üzerine verginin doğduğu tarihte şirketin kanuni temsilcisi olan şahsın aracına haciz tatbiki yapılmıştır.

                Yukarıda belirtilen örnekten ve Anayasa Mahkemesi Kararından anlaşılacağı üzere kanuni temsilcinin sorumlu olabilmesi için kusurunun bulunması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile kanuni temsilci ancak kusurunun olmadığı durumlarda sorumlu olmayacaktır. Yoksa kusuru bulunuyor ise sorumluluğunun da devam ettiğini kabul etmek gerekmektedir.

 

 

 

Yeni konulardan haberdar olmak için,
e-posta adresinizi giriniz.
İsim Soyisim :
E-Posta :
Sitemiz ücretsizdir, fakat içerik bilgilerinin kullanılması dahilinde kaynak belirtilmesi rica olunur.
Copyright © 2012 isvebilgi.com | iş dünyasının bilgi ambarı